Türk Dili ve Edebiyatı Tezli Yüksek Lisans Programı Seminer Sunumları gerçekleştirildi. 16 Haziran 2026 Salı günü saat 15.00’da Erdal Akar Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen etkinliğe Bölüm Başkanımız Prof. Dr. H. İbrahim Delice, bölümümüz öğretim üyeleri ve yüksek lisans öğrencileri katıldı.

   

Tezli Yüksek Lisans Programı öğrencilerimizin dönem boyunca hazırlığını yaptıkları seminer sunumlarını gerçekleştirdikleri etkinlikte, öğretim üyelerimiz değerlendirme, öneri ve eleştirileriyle sunumlara katkı sağlamış; akademik bilgi paylaşımının ve bilimsel tartışma ortamının oluştuğu verimli bir program gerçekleştirilmiştir.

   

Öğrencimiz Süheyla Kır’ın “Nesîmî’nin Bir Gazelinde Ölüm Teması” başlıklı sunumunda, 14. yüzyıl Türk edebiyatının önemli temsilcilerinden Nesimi’nin “Eger sen bendesen tanı Hudanı” matlaıyla başlayan gazeli ölüm teması çerçevesinde incelenmiştir. Çalışmanın temel amacı, şairin ölüm öncesi dönemden başlayarak ölüm anı, defin süreci ve kabirdeki sorguya kadar uzanan aşamaları nasıl ele aldığını ortaya koymaktır. Metin analizi ve betimsel analiz yöntemlerinin kullanıldığı çalışmada beyitler günümüz Türkçesine aktarılmış ve şerh edilmiştir. İnceleme sonucunda, Nesimi’nin ölüm temasını yalnızca bir son olarak değil, dünya hayatından ahiret hayatına geçiş süreci olarak ele aldığı görülmüştür. Gazelde ölüm öncesi belirtiler, sekerât-ı mevt, cenaze ve defin işlemleri ile Münker ve Nekir tarafından gerçekleştirilen kabir sorgusu ayrıntılı biçimde tasvir edilmektedir. Böylece şairin ölüm olgusunu İslami ve tasavvufi unsurlarla harmanlayarak kronolojik ve bütüncül bir bakış açısıyla işlediği ortaya konulmuştur.

İlayda Mutlu’nun “Eşrefoğlu Rûmî’nin Bir Gazelinde Terk Kavramı” başlıklı sunumunda Eşrefoğlu Rûmî’nin ‘Kim ki Dôst yolında terk-i cân ider’ matlalı gazeli üzerinden, tasavvuf yolculuğunun temel şartı olan ‘terk’ kavramının beyitlere yansıyan manevi seyri ele alınmıştır. Şair, dervişin dünya ve ahiret beklentilerinden sıyrılarak kendi varlığını mutlak sevgili yolunda feda edişini, bir ‘aşk pazarı’ metaforuyla yeniden kurgulamaktadır. Çalışmada, klasik metin şerhi yöntemiyle bu gazelin dervişlik yolunda bir gelişim haritası olduğu savunulmuş; şairin ‘benlik’ iddiasını terk ederek ulaştığı makamı, Hallâc-ı Mansûr gibi sembolik telmihlerle nasıl temellendirdiği incelenmiştir. Söz konusu gazel, tasavvufi teslimiyetin ve aşk uğruna can vermenin, yalnızca bir vazgeçiş değil, aksine en yüce makama (bekâbillah) ulaşmanın kesintisiz bir uyanıklık hali olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.

   

Melike Demirkaya’nın “Keçecizâde İzzet Mollâ ve Gülşen-i Aşk Adlı Mesnevinin Tanıtılması” başlıklı sunumunda Keçecizade İzzet Molla’nın Gülşen-i Aşk adlı mesnevisinde kurduğu derin ve sembolik mekan dünyasından bahsedilmiştir. Eser, metindeki sembolik mekanların tespiti ve çözümlenmesi amacıyla incelenmiştir. Gülşen-i Aşk adlı eserin sembolik kurgusunu yansıtan iki beyit analiz birimi olarak seçilmiştir. Seçilen beyitler, mekan sembolleri açısından parçalara ayrılarak her bir kavramın metin içindeki işlevi ve temsil ettiği anlamlar nesnel bir yaklaşımla tasnif edilmiştir.

Cemile Demir’in “Nedîm Dîvânı’nda Eğlence Zamanının Tematik Görünümleri” başlıklı sunumunda XVIII. yüzyıl Osmanlı hayatının önemli bir dönemi olan Lale Devri’nin zevk, eğlence ve estetik anlayışı Nedim’in şiirleri üzerinden ele alınmıştır. Nedim’in şiirlerinde eğlence zamanı; an, mekân, mevsim, meclis ve toplumsal hayat etrafında şekillenen beş temel tema üzerinden incelenmiştir. Şairin eserlerinde dönemin İstanbul yaşamının, şenliklerinin ve eğlence kültürünün belirgin şekilde yansıdığı görülmektedir.

   

Dudu Bulduk’un “Bâkî ve Mihrî Hatun Divanlarında Aşk, Kadın ve Şiir Anlayışı” başlıklı sunumunda Bâkî ve Mihri Hatun’un divanları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. İki şairin aşka, kadına ve şiire bakış açılarındaki farklılıklar ele alınmıştır. Bâkî’nin eril, ustalık ve sanat odaklı şiir anlayışı ile Mihrî Hatun’ un bir kadın olarak aynı gelenek içinde kendine nasıl bir alan açtığı, aşk acısını ve sevgiliyi nasıl farklı yorumladığı örnek beyitler üzerinden analiz edilmiştir. Bâkî’nin şiirde kusursuz bir zanaatkâr, Mihrî Hatun’ un ise duygularını haykıran cesur bir kadın sesi olduğu sonucuna varılmıştır.

Hanım Avlağı’nın “Türkçe Mesnevilerde Sebeb-i Telif Bölümlerinde Nedensellik İşaretleyicileri” başlıklı sunumunda Türkçe mesnevilerin sebeb-i te’lif bölümlerin incelenmiş, müelliflerin eserlerini hangi sebeple kaleme aldıklarını gösteren nedensellik işaretleyicileri tespit edilmiştir. Nedensellik, neden-sonuç ilişkisi bağlamında ele alınmış ve bu ilişkilerin dilde nasıl kurulduğu açıklanmıştır. Çalışmada bazı sözcüklerin, edatların, bağlaçların, soru ifadelerinin, fiillerin ve eklerin nedensellik ilişkisi kurmak için kullanıldığı belirtilmiştir. Farklı mesnevilerden alınan örnek beyitlerle bu işaretleyicilerin kullanım biçimleri somut olarak gösterilmiştir. Araştırmanın verisi, Hasan Kavruk’un “Türkçe Mesnevilerde Sebeb-i Te’lif” adlı derlem eserinden elde edilmiştir.

   

Nisa Sıla Turan’ın “Şehirleşme Sürecinde Lohusalık Ritüellerinin Yeniden Biçimlenişi: Antalya Örneği” başlıklı sunumunda Türk mitolojik düşüncesinde anne arketipi, Umay Ana ve Alkarısı figürleri ve bu figürler çerçevesindeki geleneksel ritüellerin günümüzdeki yansımaları Antalya ve Manavgat sahasından elde edilen bulgularla birleştirilmiştir. Kültürel belleğin sürekliliği, modernleşen kent yaşamı ile birlikte geleneğin günümüzde devam ettirildiği tespit edilmiştir.

Ömür Çıdak’ın “Sözlü Kültürde Türbeler ve Ziyaret Yerleri Etrafında Oluşan İnanç ve Uygulamalar -Afyonkarahisar (Merkez) Örneği-” başlıklı sunumunda Afyonkarahisar ilindeki türbe ve ziyaret yerlerinin, genellikle çocuk sahibi olma arzusu, hastalıklara şifa bulma, refah ve huzur dileme, geleceğe yönelik temennilerde bulunma ve yağmur duası gibi amaçlarla ziyaret edildiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte, türbe ve ziyaret yerlerinin yalnızca belirli nedenlerle değil, çok çeşitli fonksiyonlar için ziyaret edildiği de görülmüştür. Ziyaret amaçlarının, tıbbın ilerlemesiyle birlikte değişim gösterdiği; örneğin, geçmişte cilt hastalıkları için türbelere gidilirken günümüzde daha çok modern tıbba başvurulduğu anlaşılmıştır. Çalışmada türbe ve ziyaret yerlerine yöneliş amaçları dört başlık altında sınıflandırılmıştır: ferdî talepler, toplumsal talepler, halk hekimliği talepleri ve diğer talepler. Türkiye’nin farklı bölgelerinde olduğu gibi Afyonkarahisar ve çevresinde de ilim, bilim, din ve devlet büyüklerinin mezarları çeşitli nedenlerle ziyaret edilmektedir. Menkıbevî özellikleriyle bilinen ulu kişilerin ziyaret edilmesinin temelinde, toplumsal ve bireysel düzeyde işlevsel addedilen fonksiyonları bulunmaktadır. Bu fonksiyonlar kimi zaman genel nitelikte, kimi zaman ise özel durumlara özgü biçimde ortaya çıkmaktadır.

   

Kübra Torun’un “1980 Sonrası Türk Şiirinde İmgenin Serüveni” başlıklı sunumunda Türk şiirinde imge kavramının tanımından yola çıkılarak 1980 sonrası dönemde geçirdiği yapısal ve düşünsel dönüşüm ele alınmıştır. 1970’li yılların ideolojik ve doğrudan anlatıma dayalı toplumcu şiir anlayışına bir tepki olarak doğan 80 kuşağı, şiiri siyasetin boyunduruğundan kurtararak ona estetik bir özerklik kazandırmıştır. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin yarattığı apolitikleşme süreciyle birlikte şairler, dış dünyadan bireysel alanlarına çekilmiş ve İkinci Yeni’nin kapalı, soyut ve imgeye dayalı diline geri dönmüşlerdir. Hulki Aktunç’un “Delta” metaforuyla betimlediği bu dönem, farklı şiir akımlarının birleştiği çok sesli ve verimli bir yapı sunar. Sunum kapsamında; Tuğrul Tanyol, Haydar Ergülen ve Birhan Keskin gibi isimlerin şiirleri üzerinden yayılgan, batık ve radikal gibi imge türleri incelenmiş, imgenin 1990’lardaki “itirafçı” niteliği ve 2000’lerin dijitalleşen dünyasındaki seyri analiz edilmiştir. 1980 sonrası şairlerin, kelimelerin anlam sınırlarını genişleterek modern Türk şiirinin estetik hafızasını ve dil yapısını yeniden inşa ettikleri sonucuna varılmıştır.

Büşra Altay’ın “Fecr-i Âtî Nasıl Bir Teşekküldü?” başlıklı sunumunda Servet-i Fünun’ dan sonra ortaya çıkan Fecr-i Âtî topluluğunun oluşum süreci ele alınmıştır. Fecr-i Âtî, tesadüfî bir şekilde bir araya gelmiş bir topluluk değildir; topluluk üyeleri, idadi yıllarından itibaren birbirleriyle tanışmış ve edebiyat alanında yazılar kaleme almaya başlamışlardır. Çalışmada, başmuharrirliğini Ahmet İhsan’ ın üstlendiği Resimli Uyanış dergisinde yer alan ve Reşat Feyzi’ nin kaleme aldığı Fecr-i Âtî Nasıl Bir Teşekküldü? başlıklı, toplamda 16 sayıdan oluşan yazı dizisi temel alınmıştır. Bunun yanı sıra çeşitli edebiyat tarihlerinde Fecr-i Âtî’ nin teşekkülüne dair değerlendirmeler incelenmiş ve karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır. Söz konusu dergi diğer edebiyat tarihlerinde yer alan kuru anlatımların aksine bu devrin en hissî ve samimi olan taraflarını ele almaktadır. İsminin gizli tutulduğu bir Fecr-i Âtî şairinin anlatımları ve Reşat Feyzi’ nin ona yönlendirdiği sorular doğrultusunda topluluk ve üyeleri hakkında birçok konudan söz edilmektedir. Meşrutiyetin ilanından önce çam dibinde gerçekleştirdikleri gizli toplantılar, sonrasında ise Fecr-i Âtî’ nin teşekkülüne kadar geçen süreç en samimi yönleriyle anlatılmaktadır.

   

Etkinliğe katkı sağlayan tüm hocalarımıza ve öğrencilerimize teşekkür eder, akademik çalışmalarında başarılar dileriz.

06 Temmuz 2026, Pazartesi 37 kez görüntülendi