2021 yılında Üniversitemiz Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi’ne kaydolan Sudanlı öğrencimiz Maaz Abdelmoniem Salih Osman, Türkçe eğitimini tamamladıktan sonra 2022 yılında Bölümümüzde öğrenim görmeye başlamıştır. Bölümümüzü 2025-2026 Eğitim-Öğretim Yılı sonu itibariyle 3,48 genel not ortalamasıyla birincilikle bitirmiştir.

Öğrencimize başarı belgesi Dekanımız Prof. Dr. Hüseyin Koçak tarafından, Bölüm Başkanımız Prof. Dr. H. İbrahim Delice’nin de katılımıyla takdim edildi.

   

Mezuniyet töreninde birincilik ödülünü Dekan Yardımcımız Prof. Dr. Erdinç Dündar’ın elinden alan öğrencimiz, birincilik konuşmasında duygu ve düşüncelerini şu sözlerle dile getirdi:

“Sayın Dekanım, Hocalarım, Kıymetli Aileler ve Sevgili Mezun Arkadaşlarım;

Bugün bu kürsüye çıkmadan önce aklımdan geçen şey bir konuşmanın taslağı değildi. Yunus Emre’nin “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı” dizesiydi. Söze bu kadar güvenen, bu kadar yüklenen bir geleneğin varisleri olarak bugün biz de söz söylüyoruz. Ve bu sorumluluk,
aldığımız diplomadan çok daha ağır.

Türk Dili ve Edebiyatı’nı seçtiğimizde çevremizden pek çok soru aldık. “Ne iş yapacaksın?”, “Geleceği var mı?” Sanki edebiyat, pratik hesapların dışında bir lükstü. Oysa biz başından beri biliyorduk: İnsanlık tarihinin tamamını metin olarak okumayı, tarihin sesini kelimelerde duymayı ve bir toplumun kendini nasıl hayal ettiğini şiirinden anlamayı öğrenen biri, yalnızca bir meslek değil, bir bakış açısı edinir. Ve bu bakış açısı, hiçbir algoritmanın hesaplayamayacağı bir derinliktir.

Bu dört yıl boyunca ne yaptık? Divan şiirinin girift imgeler dünyasında kaybolup yeniden bulduk kendimizi. Tanzimat’ın kırılma anında bir milletin kendini yeniden nasıl ifade etmeye çalıştığını okuduk. Cumhuriyet edebiyatının rüzgarında, hem Nâzım’ın coşkusunu hem Ahmet
Hamdi’nin hüznünü taşıdık içimizde. Dede Korkut’tan Orhan Pamuk’a uzanan bu çizgide fark ettik ki edebiyat, tarih kitaplarının söyleyemediğini söyleyen tek dildir. Metinler üzerinde harcanan saatler, bize yalnızca eser çözümlemeyi değil; bir cümlenin arkasında ne kadar yaşanmış hayat yattığını görmeyi öğretti.

Değerli hocalarımız; sizi sadece akademisyen olarak değil, birer metin olarak okudum. Her birinizi tanıdım, yabancı oluşumu hissettirmeyip sanki buranın bir yerlisiymişim gibi davrandınız ve her biriniz bir şiirin farklı yorumu gibi bize farklı dünyaların kapısını araladı. Sabahın erken saatlerinde amfilerde, dersliklerde açılan bir şiiri birlikte okurken veya Karacaoğlan’dan bir güzelleme dinlerken, o anlarda yalnızca bilgi aktarılmıyordu; bir süreklilik aktarılıyordu. Tevfik Fikret’i, Mehmet Akif’i, Yahya Kemal’i, Sait Faik’i bize sevdiren o sesler, hayatımız boyunca zihnimizde yankılanmaya devam edecek.

Genel olarak ailelerimize, şu anda beni uzaktan dinleyen anneme de söz borçluyum. “Edebiyat mı okuyorsun?” diye soran akrabaların karşısında bizim yanımızda duran, hayallerimize itiraz etmeyen, kitap dolduran çantalarımızı sessizce taşıyan sizlere: bu mezuniyetin en büyük sahibi sizsiniz.

Arkadaşlar, Türk Dili ve Edebiyatı mezunu olmak, bir dili miras olarak almaktır. Ama miras, yalnızca alınmaz; taşınır, korunur, sonraki nesillere aktarılır ve yeniden üretilir. Bugün yaşadığımız çağda dil hızla aşınıyor: Sözcükler içi boşaltılıyor, cümleler kısalıyor, anlam
yüzeyde kalıyor. Sosyal medya dilini anlık bir iletişim aracına indirgerken, biz bu dili derinliğiyle öğrendik. Bu, bir ayrıcalık değil, bir görev.
Türkçeyi doğru, güzel ve dürüst kullanmak; bu dilin tüm katmanlarını, tüm inceliklerini bilerek konuşmak ve yazmak, Türk toplumuna karşı en temel borcumuzdur.

Bu kapıdan çıkarken yarın sabah girdiğimiz dünya her birimize tek bir şey soracak: “Ne yapacaksın?” Biz de cevap vereceğiz; kimimiz öğretmen olarak, kimimiz araştırmacı olarak, kimimiz yazar ya da editör olarak, kimimiz Türkolog olarak. Ama hangi mesleği seçersek
seçelim, şunu unutmamalıyız: Edebiyatçı, toplumun kolektif hafızasının bekçisidir. Bir milletin neyi hatırlayıp neyi unutacağını, hangi acıyı metne döküp hangisini sessizliğe gömeceğini en çok biz biliriz. Bu yüzden nerede olursak olalım, bir metin üreteceğiz; ders anlatarak, makale yazarak, hikâye kurarak ya da yalnızca doğru bir cümleyle birinin hayatına dokunarak.

Yapay zekanın metin ürettiği, algoritmaların şiir yazdığı bir çağdayız. Bu gerçek, bizi kaygılandırabilir. Ama ben bu kaygıyı taşımıyorum — çünkü edebiyatın özü, teknik üretim değildir. Edebiyat, yaşanmış bir acının, paylaşılmış bir sevincin, taşınan bir suçun kâğıda dürüst biçimde aktarılmasıdır. Bunu hiçbir model yaşayamaz, dolayısıyla hiçbir model yazamaz. Dolayısıyla siz yaşadınız. Siz yazacaksınız.

Sözü bağlarken şunu söylemek istiyorum: Bu bölümü bitirmek, edebiyatı bitirmek değildir. Asıl yolculuk şimdi başlıyor. Sınıf dışında bir metin okurken, hayatın bir köşesinde Orhan Veli’yi, Tevfik Fikret’i ve Ahmet Haşim’i hatırladığınızda, birisine iyi bir cümle kurduğunuzu
söylediğinizde; işte o an gerçekten mezun oluyorsunuz. Kelimelere inanmaya devam edin. Estetik bir görüşe sahip olun. Çünkü dünya daha iyi kelimelerle yazılabilir.
Kaç yaşında olursa olsun insanlar,
Ölmeden önce bir bahar görmeli;
Hayatının bir yerinde mutlaka
Sevmeli, ağlamalı, gülmeli.
— Cahit Sıtkı Tarancı
Teşekkür eder, hepinize başarılı, mutlu bir gelecek dilerim.”

Ailesinin çevrimiçi olarak takip ettiği mezuniyet töreninde yaptığı konuşmayla bizleri de onurlandıran mezunumuzu tebrik ediyor, akademik ve mesleki yaşamında başarılarının devamını diliyoruz.

 

02 Temmuz 2026, Perşembe 30 kez görüntülendi